15 Aralık 2010 Çarşamba

Vaktin Varsa Eğer...

"Biraz vaktin var mı ? Vaktin varsa eğer gel oturalım bir çay içelim. " dedi.

Hemen " Tabiki de " dedim.

Gittik güzel bir mekana ısıtıcı yanınca çok sıcak, sönünce de çok soğuk olan bir mekan.  İki kez açıp kapandı ısıtıcı. Başladık konuşmaya. Anlatılacak çok şey vardı belli ki. Ben çayımı sigaramı içerken o anlatıyordu. Anlattıkça göz bebeklerim büyüdü ve tüm dikkatimi ona verdim. Durmadan gülümsüyordu ve susmuyordu. Bu durumdan rahatsız değildim pek tabi ki. Çaylar tazeleniyor sigaralar yeniden yanıyor. Zaman geçmesin istesek de akıp gidiyordu. Gözlerim parıldıyordu bunu hissedebiliyordum.

Isıtıcı çoktan sönmüş ama üşümüyoruz. Çay sıcak hala, içtikçe çoğalıyor mu ne? Tüm sıcaklığını havaya aksetmişti karşımda oturan. Üşümedik bu kadar sıcak olamazdı. Ama üşümedik.

Kalkma vakit gelmişti. Hesabı da ödedi. Sıcak bir gülümse ve muhteşem bir saygı ile aramızdan ayrıldı. Ama "şimdilik" dedi. "Sonra tekrar görüşeceğiz elbet" diyerek gecenin içerisinde ilerledi.

Sorularım vardı ona ama. Hepsi içimde kaldı diyemem. Soruları sormama gerek bırakmadı. Sakince cevapladı her birini aslında.Mutlu etti beni. Yetmez miydi?

Ne zaman ona karşı inancım zayıflasa çıkıyor işte karşıma. Bugün de farklı iki bedende karşımda çay içiyordu. Bu AŞK olmalıydı seyrettim onu tek kelime etmeden. Mutlu etti beni. Yetmez miydi?

11 Aralık 2010 Cumartesi

Perde

Kaç perdeden ibaretti hayatımız? Neresinde duruyoruz bu perdenin? Önünde miyiz? Arkasında mı kaldık yoksa? 
Ne kadar sürer bu oyun? Daha çok mu sürecekti. Ne zaman biter? Bu paranoya devam ederse kaç bin soru sorabilirim?

Yetmez hiç bir zaman cevaplar. Her cevap yeni sorunun annesi olur. Perdeler kapanır perdeler açılır. Her seferinde farklı oyunlar sergilenir hayata dair. Eğlenceli, komik, duygusal, dramatik oyunlar. Aşk oyunları. Her biri sergilenir perdenin önünde. Ağlatır, güldürür, eğlendirir ve düşündürür. Mutlak sonuç yoktur. O sonuç bizde saklıdır her zaman. Mutlak sonuca biz ulaşırız perdenin arkasında. 

Gizlendiğimiz perdelerin ardında bulduğumuz sonuçlar bize gerçekleri mi gösterir. Yoksa sadece bir oyundan ibaret olduğunu mu hayatın. Anlamak işimize gelmez. Yaşamak varken, yaşamı anlamak için neden boşa caba harcasın insanlar. Oyun oynanır perde kapanır. Bu kadar basit.

Çözemediğim en basit problem bu olsa gerek. Yoksa anlarım matematikten falan ama çözemem bu denklemi. Çıkmazlarda bırakır hep beni. Yanlış bile olsa bir sonuç bile bulamam. Yanlışa götürecek yola girmediğim için mi? Bir yol bulamadığım için mi? Denklemler büyür beynimde. Çözemem kendimi düğümler karmaşık bir hal alır.

 Çözemem kendimi. En sağlam düğümlerin basit olduğunu bildiğim halde.

8 Aralık 2010 Çarşamba

Sucuk

Sevmezdin hiç sucuğu falan.
Sabah kahvaltısında önüme koyarın,
Bana hep sucuklu yumurta yapardın.
Sucuklarını, bana bırakırdın.

Ekmeği banarken yumurtaya,
Üç şeker atarken çaya,
Gözlerin dönüşürdü aya.
Ben, bakakalırıdım sana.

Sucuk bana,
Yumurta sana ,
Aynı sahanda.





6 Aralık 2010 Pazartesi

Şehrin Yangını

Ne yağmurlar, ne seller biriktirdi bu baraj gerisinde. Bulutlara sesledi çoğu zaman " gelin dökün bana içinizi". Sellere meydan okudu. Sakinleştirdi dağları tepeleri yırtan azgın suları. Hep ona güvendi Şehir. 

"Nasıl olsa o bizi korur bu sellerden" dedi çoğu zaman. Aldırış etmedi yağan yağmura üzerindeki kara bulutlara. Devam etti acımasız yaşamına kimilerini güldürdü çoğunu da ağlattı bu şehir. Küstürdü bütün yağmur yüklenen bulutları. Barajın samimiliğine güvendi bu kez bulutlar. Her seferinde Şehirden kaçıp gittiler ona ve onun arkasındaki birikimde huzur buldular. Bıraktılar içinden geçenleri. 

Şehir küstürdü yağmurları. Kızgınlığına derman olan yağmurlar yoktu artık onun için. Şehir ağladı bu kez. Dinmek bilmeyen kızgınlığı ile tutuştu Şehir. Yanıyordu cayır cayır. Çareyi o arkasındaki barajda aradı tekrar. 

Ardında o kadar deli çayları biriktiren baraj tekrar koştu yardıma. Direnmeyi bıraktı sulara teslim etti ruhunu o dostum dediği yağmurlara. Şehrin üzerine doğru gitti baraj ve bütün biriktiği yağmurlar ile. 

O azgın sel suları vardı Şehre. Şehrin yangınını dindirmeye. Yangın bitti ama o küskün bulutların burukluğu geçmemişti hala. Tekrar buluştular Şehirle. Bu sefer bırakmadılar Şehri. O azgın sel sularına katıp alıp götürdüler Şehride yanlarında. Şehri vurdular kayalara vurdular ovalara ve en sonunda kavuştular engin denizlere Şehir ile birlikte. 


5 Aralık 2010 Pazar

Ah şu havalar...

Dengesizlik diz boyu. Dün neydik bugün ne olduk. Dün hafif bir lodos ve beraberinde ılıman bir hava. Bugün poyrazın getirdiği ayaz. Ayazda kalmış bir yürek. Hepsinin ortasında kalan da ben.

Dün de eksikti, bugün yine eksik. Hava bu kadar değişirken. Benim havamda bir değişiklik yine yok. Eksik bir şey var havada. Arıyorum umarsızca. Kalkıyorum oturduğum yerden. Çıkıyorum dışarı aramaya devam ediyorum. İniyorum rıhtıma. Çıkıyorum modaya. Arıyorum.

Herkesin havasında bir değişiklik var düne göre. Kimisi beresini takmış kafasına. Kimisi de takmış sevgilisini koluna. Bir şekilde ısıtıyorlar üşüyen bedenleri. Ben yine kendi havamdayım.

Sıcak ?
Hayır
Soğuk ?
Hayır

Hiç biri değil eksik bir şey var benim havamda. Deniz kokusu geliyor burnuma. Buldum diyorum koşuyorum kıyaya. Deniz kokusu mu martıların çığlıkları mı eksikti havamda. Yok yok bunlarda tamam. Devam ediyorum aramaya " Bulsam " diyorum. Düşündükçe " Bulsam, hemen tamamlarım. O zaman mutlu bir şekilde evime dönebilirim. " diyorum.

Oturuyorum soğuğa aldırış etmeden bir çay bahçesine. Çayım geliyor. Derken kulaklığımdan fısıldıyor Ezginin günlüğü. Eksik bir şey mi var. Çayım sigaram her şeyim tamam. " Eksik bir şey var" diyorum.

Sonunda buluyorum. Bulmuş olmanın verdiği tebessüm yüzüme yansıyor. Sevgilin kokusu eksik gelmiyor burnuma. Havamda aşkın eksiliğin buluyorum. "Sorun belliyse çözümde vardır elbet." diyorum ve tekrar aramaya başlıyorum. O sırada tekrar fısıldıyor kulaklığımdan Ezginin günlüğü." Aşkı arama çıkagelir gecelerin peşine takılır". Söz dinlemeyen bir çocuk olsam da. Vazgeçiyorum aramaktan. Geceleri bekliyorum artık. Peşinde neyi getirecek bana ya da neleri götürecek benden.

Neyleyeyim sevgilin kokusunu bana getirmeyen havayı ister sıcak olsun ister buz kessin.

3 Aralık 2010 Cuma

Elbet Büyürsün Sende..

Tabi ki. Sen de büyürsün bir gün sadece anıları kalır çocukluğunun. 


Aynadaki Aksim bana sormuş: “Çocukluğunuzdan bu yana sizinle beraber olan, sizden bıkmayan ve sizin vazgeçemediğiniz huylarınız nelerdir?” 


Bir çocuğun bu soruyu cevap vermesi hayli zor. Ben de epey zorlanıyorum açıkcası. Vazgeçemediğimiz huylarımız? Çocukluğumdan vazgeçmiş değilim ki. Ne kadar zaman geçerse geçsin vazgeçecek gibi de değilim.
Hayat ne kadar zorlukları önüme sunsa da hayat. Bana sorumluluklar yüklese de bu çocuğu kaybetmeye gücü yetmez. Belki yorulur bu çocuk, belki de küser hayata ama vazgeçmez hiç bir zaman çocuk olmaktan. 


İşte ben çocukluğumu getirdim o zamandan. Dün çocuktum, bugün büyüdüm yine çocuğum, yarın yaşlanırım o zaman yine çocuk kalacağım. Bedenim vazgeçebilir ondan ama ruhum asla. 


Elbette. Büyürüm ben de çocukluğum da kalır benle.





2 Aralık 2010 Perşembe

Hikayeler Anlatıldı

Hikayeler anlatıldı. Aşk, meşk, mutluluk üstüne. Ben neyi anlatayım daha size dostlarım. Yetmedi mi anlatılanlar. Özetmi geçeyim? Ne yapayım ? Bilemedim ki.
Şu hiç gereği olmayan girişten sonra. Asıl konuya gelelim.Sevgili Zuihitsu beni bir konu hakkında mimlemiş. Aldım pasın. Karşı tribünler önünde sol taç çizgisine yakın bir noktada yakaladım topu. Önümdeki boş alanı kullanıp orta çizgisine kadar indim. Kafamı kaldırıp pasa atacak arkadaş aradım. Baktım kimse yok. Ben tek siz hepiniz madem. Ben vurdum topu dışarı. Hemen sakatlanmış numarası yaptım ve sağlık görevlilerini çağırttım. Oh sedyede geldi yata yata çıktım oyundan. Şimdi kulübede kitap okuyayım biraz. Maçın pek tadı yok. Kitap kurdu falan değilim ki ben ne diye kitap okuyorum şimdi. Dur şu arkada tribünde sarışın bir hatun vardı onu keseyim.

Bu hikayede burada bitti. Şimdi uyuma zamanı bende uslu bir çocuk olursam gargamel olabilirim değil mi. E madem ki uslu çocuk olunca şirinleri göreceğim o zaman gargamel en uslu çocuğumuz olmalı bence. Her allahın günü şirin kovalıyor adam. O kadar uslu yani.

Konuyu bir türlü şu acayip sorulara getiremeyecek gibi dursam da. Geldik geldik Hadi inin geldik diyorum.

Konumuz kitaplar derdimiz cevaplar. Başlayalım o zaman:

Okumama gerek olmayan kitaplar : Şimdi nedir bunlar. Necidir. Tabi ki geçtiğim derslerin kitaplarını bir daha tövbe açıp bakmam. Hemen anında unuturum. Bu durum çokta hoşuma gider. Geçeyim şu dersi de unutayım okuduğum ne varsa diye harıl harıl ders çalışmışlığım bile oldu.

Uzun zamandır okumayı düşündüğüm kitaplar:  Uzun zamandır sadece kitap okumaya başlamak istiyordum. Nihayet bunu başardım. Askerden dönünce ne olduğumu bilemedim dönüş zor oldu. Ama döndük yine buralardayız. Nerede karşıma çıktı ama "Bir kentin morg alfabesi " adında bir kitapla rastlaştım. Nedir falan diye baktım ama şimdi unuttum yine Onu alayım diyorum. Bir de Mevlana (Rubailer) var elimde okusam iyi olacak.

Uzun zamandır aramayıp bulamadığım kitap:  Aramadığım dan dolayı bulamıyor olduğumu düşündüğüm kitaptır kendisi. Ne kadınlar sevdim zaten yoktular.

Şu an üzerinde çalıştığım konu ile ilgili kitaplar: Şu an hiç bir konu üzerinde çalışmıyorum ki. Patoloji laboratuvarında çalışıyorum ama konudan haz etmiyorum. Kitaplarda 1600 sayfalık tıbbi patoloji falan bir de ingilizce. Açıp resimlerine bile bakmıyorum yeminle. Zaten bir konu hakkında çalışsam. Hemen google'a yazar oradan ne kadar kaynak varsa indirir bakarım. Google diye bir şey var. Hay gözünü seveyim.

Her olasılığa karşı elimin altında olsun dediğim kitaplar:  Elektrik , su falan kesilirse ne yapacağım şimdi elimin altına kitap alayım hemen. Olasılıklar ne ki ya her olasılığa karşı deyince aklıma. Elektrik, su ,doğal gaz ya da ne bileyim doğal afetler falan geliyor. Trafik kazası geldi mesela aklıma hemen ilk yardım kitabı olsun dedim. Ama her olasılığı değerlendirmek gerekiyorsa wikipedia iyi bir çözüm olur. Ansiklopedi mi taşıyacağım birde. Ama yinede elimin altına bir Friedrich Nietzsche olsun.Böyle buyurdu zerdüşt olur. Ece homo olur. İnsanca pek insanca olur. Olur ne bileyim. Birde Atilla İlhan'ın şiirleri olsun.

Kitaplığımda öteki kitaplara eşlik etmesi için gerek duyduğum kitaplar: Bütün kitaplar zaten tek başına hayata meydan okurcasına dururken. Onlara acır gibi "aaa sen yalnız kalma .Sana bak mimnoş teyzeden cıvıklıkları alayım yanında dursun da eğlenin" dersem. Onlara saygısızlık olur. Hepsi tek başına da gayet güzel. Yalnızlık değil onların ki. Haa seri halindedir kitap. Oradan biri derki " Abi onu okuduysan şunu da oku daha bir anlayacaksın ne dediği" diye bir çıkış yapar. Hakikaten de öyleyse alınır tabi neden alınmasın. Soruyu cevaplamayı unutmuşum bak bir sürü kalabalık ettim. Vakit zamanında Atilla İlhan bütün şiirleri diye 6 vardı ince ince. Okulda bir tanesini aldım sonra yok dedim bu böyle olmayacak hepsini almıştım. Şimdi de mesela Kafka'nın ne kadar kitabı varsa alayım diyorum. Aslında kitaplar yalnız durmayı beceriyorlar ama hepsi beraberken daha mı güzel oluyor ne ?

Bende beklenmedik ve çılgınca bir ilgi uyandıran, üstelik buna haklı bir gerekçe bulamadığım kitaplar: Bu soruyu pas geçiyorum. Ne yapayım yani. Tamam çılgınca ilgi uyandıran kitap olabilir ama buna gerekçe bulamadığım eklenince işler zorlaştı.

Çok uzun zaman önce okumuş olsam da yeniden okumak isteyeceğim kitaplar: Daha yeni böyle bir durum yaşadım. Hemen üstü kapalı anlatayım. Aksi 4 gün önce bana "Martı Johathan Livingston " hikaye kitabını hediye etti. Sağolsun. Ben de yıllar sonra tekrar okumuş oldum. Hikaye genel olarak hep aklımda olsa da. Tekrar okuyunca tekrardan sevdim. Sonra tekrar yine okurum. Bir Anlayamadığım kitaplar oluyor bazen onları tekrar okuma gereği hissediyorum. Genelde araştırma ve bilgi içeren kitaplar da oluyor bu olay. Bu hikaye kitaplarını tekrar okuyasım geldi benim şimdi martıyı okuyunca. Don Kişot, Bremen Mızıkacıları, Oliver Twist bunları kısa zamanda tekrardan okusam mı diye düşünüyorum. Birde unuuyorum okuduğumu o yüzden sevsem de sevmesem de bazen geri dönmek zorunda kalabiliyorum. O çok iyi olmuyor.

Hep okumuş numarası yaptığım fakat ama artık gerçekten okumanın zamanı geldiği kitaplar: Soruyu tam olarak anlamış değilim. Anladığım kadarıyla özet geçeyim; ilkokulda hoca özet çıkarın diye kitap vermişti bende okumadım o kitabı adını bile hatırlamıyorum. Şimdi okuma zamanı geldi desem nerden bulacağım.O değil de hoca okudun mu diye sorduğunda evet deyip özeti vermem. Sonra da onu kitapla ilgili sorular sorması hiç hoş olmamıştı. Baya bildiğin rezil olmuştum. O yüzden okumadıysam okumamışımdır. Zaten çok ta kitap okuyan biri değilimdir. Bununla övünecek değilim ama durduk yere sallayıp ta sonra rezil olmayı da hiç sevmem.

Görevimi yerine getirmenin verdiği mutluluk ile aranızdan ayrılıyorum.