Halatından kaçmış bir sandalım, sallandıkça uzaklaşıyorum kıyıdan. Kıyıdan uzaklaştıkça daha fazla sallanmaya başlıyorum. Ters dönecek gibi oluyorum batmaktan korkuyorum. Rüzgar beni nereye götürecek çok merak ediyorum. Kıyıdan da epey uzağım. Artık kıyılar anlamsız geliyor.
Gecenin derinliklerinde deniz sakinleşiyor öylece duruyorum ay ışığı, yakamoz ve ben. Sabaha karşı açıklarda bir yerdeyim yine dalgalar bir kıyıya vuruyor beni. Anlamsız bir kıyı kaçmak istiyorum kıyılardan.
Durma o pencerenin önünde öyle çekil gir içeri. Durma orada saksı gibi. Her akşam üstü güneşle buluşurken sen ben o yoldan geçmek istemesem de ayaklarım gider işte. Çıkmak istemem hiç bu yokuşu. Her zaman yorar beni inerken de çıkarken de. Sen o pencereden güneşe baktıkça ben o yoldan sana bakacağım. Bütün inişlerim ve çıkışlarım kısacası, bütün yollarım o pencerenin önüne çıkar. Sen de pencereye çıkar mısın?
Bu bir dengesizlik oyunu mu yoksa dengeye oturtamayan ben miydim. O pencerenin önünde ki demir parmaklılara ne demeli peki. Onlar daha dengesiz değil miydi. Seni orada alıkoyan onlar mıydı yoksa? Ne kadar anlamsız değil mi onlar. Ah o demir parmaklıklar.
Tutsaklığına üzülür müsün bu yağmurda ıslanamadığın için. Yoksa sevmez misin yağmuru. Yağmur tıklatınca pencereni korkar mısın ondan ? Ya rüzgara ne demeli. Açık görünce hemen dolmaz mı içeri. O sokağın kokusunu da alır gelir diye korkar mısın rüzgardan da?
Ne diye durursun o pencerede? Bu yol senin de yolun değil mi. Neden çıkmazsın yollar gözünü mü korkutuyor yoksa. Yokuşun sonunda ne var hiç mi merak etmezsin.
Etmiyorsun anlaşılan güneşe öylece bakarsın o pencerede. Geceden mi korkarsın, sana karanlığım ile gelsem çıkar mısın pencerene? Korkar mısın benden?
Sabah telefonun sesine uyanır miskin. Arayan sevgilisidir. En son ne zaman aramıştı? Ne zaman duymuştu "günaydın sevgilim" sözünü. Bilemiyordu miskin o zamanlarda "zaman" kavramı yoktu henüz. Dolayısıyla takvimler de bir şeyi göstermiyordu. Takvimlerin karanlık çağda kaybolduğu zamanlar işte.
" Aşkım hala uyuyor musun " diye soruyordu sevgili. Bu ne biçim soruydu. Miskin durur mu yapıştırdı cevabı; "Evet canım, hala uyuyorum rüyamda seninle konuşuyorum ve sen beni uyandırmaya çalışıyorsun". Devam etti miskin biraz içini çekerek " Neden beni uyandırmaya çalışıyorsun. Uyanırsam sen yine o karanlık çağa geri döneceksin. Neden uyanayım ha!". İstemiyordu miskin sevgilinin kaybolmasını o hep orada kalmalıydı. Ama elinden ne gelirdi.
Miskin uyandı o tatlı rüyasından ve telefonda konuşmaya devam ediyordu. Bu kez "Kalksana işe geç kalacaksın" diyen bir sevgili vardı telefonda. Evet uyanıktı ve gerçekten işe gitmesi gerekiyordu. Teşekkür etti miskin aşkına kendisine sorumluluklarını hatırlattığı için "öpüyorum" dedi ve kapattı telefonu.
İşine gücüne koyuldu miskin akşam etti bir oraya bir buraya koştur. Çalışmak fıtratına aykırı bir hareket olsa da miskin koşturuyordu işte. Akşam oldu iş bitti. Miskin sağına soluna bakındı muhabbete insan aradı. Okeye 4. lazım dediler, hemen atladı miskin.
Basık bir kahvehanede buldu kendini okeye dönerken. Telefon çaldı tekrar miskin arayanın sevgilisi olduğunu biliyordu. Açtı telefonu. Sorular başladı. - Ne işin var kahvehanede?, - Neden eve gidip dinlenmiyorsun. Miskin kızıyor tabi bu duruma ve açıklıyor. - Ne yapayım yani eve gitsem yatıp dinlenmeyeceğim sende biliyorsun. Biraz muhabbet, sohbet edip oyun oynuyoruz ne var bunda.
Miskin umutsuzca " Sen geliyorum yanına dedin de ben hayır mı dedim. Sen yanıma gelecek oldun da ben gelme okeye gidiyorum mu dedim?". Sevgili her zaman ki cevabını verdi yine; - Biliyorsun aşkım ben gelemem.
Miskin bu cevaba hiç bir zaman karşılık vermedi. Bu sefer de vermeyecekti.Kapandı telefon. "O karanlık çağından çıkıp gelemeyen bir sevgilim var madem. O zaman ben kalkıp gitmeliyim o karanlığa." diyordu kendi kendine. Kalktı yerinden doğruldu miskin ve koyuldu yola.
Uzun zamandır fotoğraf çekmeye çıkmıyor miskin. Fotoğraf deyince koşar adım yola koyulan miskin iyice miskin olmuştu. Ama bu gün eskisi gibi kafasında oluşan bir şeyler vardı. Makinesini kaptığı gibi düştü yollara.
İlk önce bir kedi ile rastlaştı kendisi gibi gergin. Bununla birlikte sorgular bakışlar vardı kedinin yüzünde. Bir adım daha atmalı mıydı? Yoksa kalmalı mıydı olduğu yerde. Kararsızdı Tekir.
Daha sonra bir sokak lambası. Güneşi almış karşısına ve onunlar yarış içinde hangimiz daha aydın kılacağız bu evreni bir çatışma. Sokak lambasının boynu bükük tabi. Ama yenilmiyor ışığım yetmezse gölgem var benim diyor ve karşı gelmeye devam ediyor nihayetinde güneş terk ediyor onun olduğu yeri meydanı ona bırakarak.
Güneş yerini geceye bırakıp giderken ardında iki sevgili bir de gemi bırakıp gidiyor. Sarılmışlar birbirine güneşi uğurluyorlar sevgililer. Gemi ise hedefine güneş batmadan ulaşamamış olmanın hüznü ile yoluna hızla devam ediyor.
Miskin ise tek başına güneşi yolcu ediyor. Gözleri dolu bir şekilde dönüp gidiyor aynı güneş gibi. Tekrar doğmayı bekliyor karanlığın içinde.
Miskin bilmediği yollara düştü yine. Ama o ne yapsın bir sabah uyanmış ve sabah mahmurluğu üzerinde iken varmış durağa ve binmiş gelen ilk otobüse. Bütün otobüsler istediği yere gidecek değil ya. Otobüs alıyor miskini hiç bilmediği bir durakta indiriyor. Burası neresi? Ben nerdeyim? Ne işim var burada ve buna benzer sorular sorarken kendine geri nasıl dönecek onun çözümünü ararken tarihi bir tren garını görür karşısında. Hemen koşar adım gider ve bakar tren saatlerine. Daha sonra cebinden çıkardığı saatine bakar ve ilk tren yaklaşık 3 saat sonradır. Hemen bir kafeteryaya oturur. Çantasından çıkardığı kitabını okumaya başlar çay gelmiştir. Kafasında minik sorular hayretler vardır. Ben nasıl oldu da buraya geldim diye.
Saat yaklaşınca miskin alır voltasını yaklaşır gara. Raylar kesişir gözünde büyüyerek. Bu yol nereye çıkar diye sorar kendine. Geldiği yere döner bu yol biliyordu ama dönmek isteği hiç yoktu. Yabancı olduğu bir şehirde hiç kimseyi tanımıyordu ama geçen 3 saatte mutluydu miskin. Tren geliyor tıka basa dolu bir tren. Yolcular iniyor yavaş yavaş. Gitmesi gereken herkes biniyordu trene. Görevli miskine binmen lazım hareket edecek tren diyordu. Miskin raylara bakıp " ben gitmeyeceğim birini bekliyordum da o inmedi trenden " diyor. Kapılar kapanıyor ve tren usulca harekete geçiyordu.
Yalancı miskin kimi bekliyordun ki. Kimse tanımaz seni bu şehir de kim gelecekti ki. Ama korkuyordu miskin tekrar bilmediği bir yolculuğa çıkmaktan. Raylar korkutuyordu onu. Zaten bilmediği yollar getirdi onu buraya tekrar aynı yollara düşüp tekrar kaybolmak istemiyordu Miskin. Ama kaybolmuştu bir kere.
Orta okul sıralarında genç bir Türkçe öğretmeni belirdi sınıfın kapısında. Güzel alımlı bakımlı genç bir öğretmen. Meslek hayatına yeni başlamış ve bir o kadar idealist biri.Mozart'ı, Beethoven'ı telaffuz edemezken onunla uyumayı öğreten bir öğretmen. Birde şiiri seven şiire değer veren bir insan. Bizlere şiir defteri yazdırmıştı. Sevdiğimiz beğendiğimiz şiirleri o defterde toplayacaktık. Ben yine bir ödev havasında işe koyuldum defterimi düzenledim renkli kalemlerle çeşitli şiirler yazdım. İlerleyen haftalarda bir teneffüs sırasında hiç huyum olmamasına rağmen "Hocam bize tutturduğunuz defterleri kontrol etmeyecek misiniz" diye soruverdim. Ama heyecanla yazardım hep beğenecek hocam kesin bunu diye kasmışımdır da. Hocam bana şunu dedi sorumun cevabı olarak: " O defterler ödev değil miskinciğim onlar sizin şiir defterleriniz onları kontrol etmeyeceğim istediğinizi yazabilirsiniz, isterseniz de yazmazsınız. Yazdıklarınızı göstermek isterseniz bakarım tabi ki " dedi. Bunu duyunca sevindim ve eve gittiğimde daha güzel yazmaya çalıştım şiir kitapları edinmek istedim. Daha sonra bizden hangi şiirleri ezbere bildiğimizi ve yıl sonunda en az 3 şiir okumamız gerektiğini söylemişti. Ben de bunu üstüne o edinmek istediğim şiir kitabını sınıfın kütüphanesinden aldım.
Orhan Veli Kanık, Bütün Şiirleri bir hafta bile sürmeden hepsini okudum ama çoğunu anlamadım. Tekrar okudum tekrar anlamadım. En anlamadıklarımı defterime yazdım ve kitabı geri verdim. Yıl sonu geldiğinde benden şiir okumamı isteyen hocama " Giyilmemiş çamaşırlar nasıl kokar bilir misin, / Sandık odalarında; / Seninde çamaşırların öyle kokar işte." şeklinde başlayıp devam eden bir Orhan Veli şiiri okudum. Kapalı çarşı idi şiirin başlığı ve sonunda "kapalı çarşı, kapalı kutu" diyordu. Giyilmemiş çamaşırlar nasıl kokar diye sorguladım uzun zaman. Artık biliyorum o kokuyu.
Üçüncü şiirimi de okuduktan sonra " bir şiir daha okuyacağım ama çok kısa " diyerek izin aldım. Şiirin ne olduğunu sorunca " Ahmetler " dedim. Gülümsedi ve oku bakalım dedi. Okudum şiirimi ve yerime oturdum. Sözlü notuma 5 verdiğini söyledi hocam. Sevindim, çok sevindim. Ama yine anlamadım Ahmetleri.
Şimdi anlayacak gibi oluyorum;
Ahmetler
Kimimiz Ahmet Bey,
Kimimiz Ahmet Efendi;
Ya Ahmet Ağayla Ahmet Beyfendi?
Yine de çokda anlamış değilim.
Pek fazla önemi olmayan ama önemli gibi hissettiren Dip Not: “Okuma serüveninizde unutamadığınız, hayatınızın bir dönemine, özellikle de çocukluğunuz ve ilkgençliğinizin hayal dünyasının oluşumuna etki eden yazar kim? Hangi kitabı elinize aldığınızda döner gidersiniz o günlere?” Sevgili Aynadaki Aksim bize bu mimi paslamış bizde yazdık o kadar şimdi paslamam lazım ama Aksim grubu komple mimlemiş hatta gerek yok nasıl olsa mimlisiniz diye dalga bile geçmiş . E o zaman bende tüm takipcilerim bu mimi üzerlerine almalarını istiyorum.
Bir garip hikayenin ortasındaydım yine. Hiç bir zaman otobüse geç kalmadım. Bir otobüsüm de olmadı zaten. Ama doğru zamanda doğru durakta dikildiğim için midir? Neden bilemiyorum ama hep istediğim ya da beklediğim otobüs gelmiştir önüme. Ben de binip devam etmişimdir her zaman yoluma.
Bu hep böyle oldu hayatımın geride kalan kısmında ya da öyle gibiydi. Aslında daha iyi de olabilirdi fakat olduğu kadarıyla pekte fena sayılmazdı. En azından doğru insanlarla karşılaştım ve bu zamanı ve yeri önemsiz kıldı. Zira üniversiteye erken başladım bir de şehir çok da hoş bir şehir olmamakla beraber. Orada karşılaştığım bir kaç insan, bunların en başında Aksim bir adam gelir. Bunlar bana hep doğru yerdesin ve zamanlama da güzel, daha iyisi olamazdı dedirtir.
Daha sonra işe hayatı ve orada tanıdığım kıymetli insanlar yine bana bunu dedirtmeyi başardılar. Kısa bir ara verip askerliği çıkardım aradan doğru zamanda ve doğru yerde yine. Pek sevgili blog da bunu bana dedirtti. "Doğru zaman da doğru yerdesin hayata devam güzel günlere devam et mutlu ol " diye kendi kendime söylendim durdum.
Fakat eksik bir şey var. Bu kez gerçekten doğru zamanda ve doğru yerde beklemiyorsun miskin. Ya zamanı değiştir. Ya da yeri. Ama ikisini de yapamıyorum miskin. Zaman hayat ile beraber akıp giderken doğru durakta yanlış otobüsle yoluna devam eden bir miskin. Miskin bilmediği yollarda....
Denizde balık adam,
Havalarda kuş adam
Be ne gidiş, nicesin
Düş adam, buluş adam
Unutuldu mu yoksa
İnsanca ama yalın
Yaşamalar, sevmeler
Bu ne iniş ne yokuş, adam.
Bu kitap geçenlerde abimin kitaplığından benimkine, benim tarafımdan sessizce transfer edilmiş bir kitaptır. İlginç bir baskısı olduğu için elime gelince bırakamadım sanırsam, çektim çıkardım. Şöyle başına sonuna baktım bir şey bulamadım göz gezdireyim dedim. Yanına yıldız kondurulmuş bir parça buldum
Kızdım da Yazdım
Unutmayın
Ki
Yaşam
Öldüresiye güzel değildir.
Yine karamsar bir hava var ve yine ben. Aslında eğlenceli biriyim ben nedir bu ya. Sıkıldım kendimden yeter.
Ozan Kayra'nın mimine bu şekilde cevap vererek kurtulduğumu zannediyorum yakında gelecek olan mimlere bir nebze olsun yer açılsın aradan çıkarayım dedim.
Şimdi;
Kitaplığınızın karşına geçin. Gözlerinizi kapatın. Derin bir nefes alın. Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin. Şimdi gözlerinizi açın. Bir kitap seçmiş durumdasınız. O kitabı satın aldığınız ya da hediye gelmiş de olabilir, anı hatırlamaya çalışın. İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın. Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin. Evet, ne güzel bir koku bu! 55. sayfayı bulun. Sayfayı tekrar okuyun. Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın. Daha sonra siz de arkadaşlarınızdan üç tanesine cevaplaması için gönderin.
*Mimin bozulması teklif dahi edilemez. *Mim yalnızca 3 kişiye gönderilebilir. *Karşılıklı mimlemeler yasaktır. *Mim, her bir blog için sadece bir kez cevaplanabilir. *Mim kurallarının ilk 6 maddesi değiştirilemez.