4 Aralık 2015 Cuma

#elek


        Hasanpaşa çarşısında güneş üzerimize vururdu önceden. Girişte solda zerzavatçı Mahmut ilerleyen yaşına rağmen sabah Zagnos Paşa caminden çıkar gelir bizi kapının önündeki tezgaha dizer, akşam ezanından önce içeri alır ardından yine camiye giderdi.

        Gün boyu kaldırımdan geçenleri izler ve eğlenirdik. En yakın arkadaşım mavi plastik çerçeveli bir süzgeçti önce o gitti. Ardından üniversiteliler kaldırımdan geçmez olmuştu.  Sanırım yaz gelmişti. Çünkü güneş artık keyif değil acı veriyordu.

       Acı çekmeye başladığım bu günlerden bir gün. Köylü garajına doğru koşar adım giderken bşrden durup bana bakan Saliha'yı hatırlıyorum. Biran baktı ve hemen aldı beni eline. Mahmut'a bir kaç kağıt parçası verdi ve yuvarlak demir bir şeyler alıp cebine attı. Yeşil kötü kokan bir poşete koydu beni. Yine koşarak yola devam ettik. Sanırım arkadaşımınki gibi benim de hayatım değişiyordu. Hissediyordum, Sındırgı minibüsüne bindik. Beni bir köşeye attı Saliha. Sanırım yolumuz uzun hiç bir şey göremiyorum ve sağa sola savrulup vurmaktan baygın düşmüşüm.

        Kendime geldiğimde her yer çok karanlıktı. Neyse ki kötü kokan poşet yoktu artık ve sabit duruyordum. Karanlık beni korkutuyordu fakat rutubet ciğerlerimi sızlatır olmuştu. Bir de üzerimde bir ağırlık ki sormayın. Hiç birinin sebebini  bilmiyor ve kahroluyordum. "Bari şu rutubet olmasa" diyor ve ağlıyordum artık.

      Sanırım ağır bir suç işleyip bir hücreye atılmıştım. Bir sonra buna inanmıştım fakat suçum neydi. Bilimiyordum ve kendime bir suç aramaya çalıştım uzun zaman. Tabi hiç bir şey gelmedi aklıma.
       
      Bir zaman sonra ölmeyi beklerken Saliha aldı beni oradan. Yine bilmediğim bir yere götürdü. Işığı görünce kör olmuş gibi oldum ve hiç bir şey göremedim uzun bir süre. Gözümü açabildiğim zaman fark ettim bir depodayım sanırım ve tozlu bir çuvalın üzerinde duruyorum. Saliha aldı beni ellerinin arasına ve komşusu olacak o kadın ize üzerime sürekli toz atıyor. Öksürüyorum, boğulacak gibi olsam da kadın durmadan atmaya devam ediyordu. Saliha da bir o yana bir bu yana sallıyordu beni. Toz üzerime atıldıkça ondan kurtuluyorum fakat bazı çöplerden kurtulamıyordum. Kalan çöpler sırtımda savruldukça gıdıklanıyor ve gülüyorum ama o kadın hala toz atıyor beyaz beyaz boğulmadığım için kendime şaşıyorum artık. Neyse ki Saliha bana acıdı ve üzerimdeki çöpleri başka yere döktü de rahatladım. Komşusu olacak o kadın " Bu kadar un yeter abla" dedi. Bunun üzerine Saliha beni yine bi yere götürdü.

      Mutfak olmalı burası. Su akan tezgahta beni yıkayıp  tezgahın altına o karanlık rutubetli yere geri koydu. Şimdi nerede olduğumu biliyorum fakat hala suçumu bilmiyorum. Acaba affetmişti de güldüm diye mi attı tekrar beni buraya?

      Saliha ve komşusu olacak o kadın ayda bir bana bunu yapar oldular. Onlardan nefret ediyorum artık bundan eminim. Nasıl kurtulurum ki buradan hiç arkadaşım da yok ki. Burada süzgeçi çok özlüyorum. Kim bilir ona neler yapıyordurlar şimdi...





1 Haziran 2014 Pazar

Kederli tavuk


   
 Karşı komşumuz imam efendinin tavuğunun hazin hikayesine hoşgeldiniz sevgili rengarek mandallar ile
süslenmiş komşu balkondaki teyzeler.

        Sakin bir gün geçerken balkonda oturmuş sokağı seyredip çay içerken tüm mahalle olarak yükselen acayip seslere dikkat kesildik birden. Sesler imam efendinin tavuğundan başkasına ait değildi. Onu ve arkadaşları tüm mahalle sahip çıkar, sever, okşar. Sokağın maskotu onlardır bir yerde. Çığlık atan bu sevgili maskotumuzun peşinde onu yemek isteyen bir köpek olduğu içindi bunca yaygara. Tanımadığımız bir köpekti kahverengi orta boylu renkli gözleri büyüleyici şekildeydi.

      Maskotumuzu köşeye sıkıştırıp onu ağzına alıp kaçmayı planlıyordu şüphesiz. İlk adımı başarmıştı kahverengi tavuğu ağzına aldığında tüm balkon halkları sokağa dökülüp kahverengiyi kovalayıp maskotu kurtarmaya seferber oldu. Sokağın bu dayanışması karşısın şaşkına dönen kahverengi maskotu bırakıp kendi canını kurtardığına şükrediyor olmalıydı. Zira kaçması bunu açıklayabiliyordu.

       Bütün bu olaylar ile mahalle ayağa kalkmışken imam efendi o güzel uykusundan maceranın sonunda ancak uyanabilmiş olayları anlamaya çalışırken korkmuş olan tavuğu kuçaklayıp evin yolunu tutmuştu ve insanların neden tavuğun peşinde olduğunu asla anlayamadı. Onun için tavuk yumurtalayan ve zamını gelince kesilip sofraları şendilerecek kendi bahçesinde kümesi olan bir hayvandı sadece.

27 Ekim 2013 Pazar

Değişen bir şey olmayacak...

Hayatın anlamını arayan dostlarımıza bir hatırlatmadır. 



Bulsanız da bulmasanız da değişen bir şey olmayacak ;)

2 Mayıs 2013 Perşembe

Eksik Olsada


       Borç yiğidin kamçısıdır.

      Bu sözü çok kullanmış olabilirim hayatımda fakat bu sözü idrak ettiğim az zamanlardan birindeyim. Durumu anlamak için maddi olarak borçlanmak pek yeterli değil çünkü bu borç bir şekilde ödenir bize kredi veren bir bankaya teşekkür etmeyiz ama ona borçlanırız ve her seferinde küfürler ederiz bu parayı öderken. Bu nasıl bir kamçı olabilir ki?  Kamçıdan ziyade bir yük taşıması zor olan, fakat taşınabilir sıkıntı yok.
     Manevi açıdan düşündüğüm zaman gerçekten bir kamçı olabilir işte. Bazı insanlar sizi sizden daha çok sevebilir kan bağınız falan da yoktur hani anlam vermek zordur fakat seviliyorsunuzdur işte. Bunun için bu insanlara borçlanırsınız sevgiyle borçlanırsanız. Bunu ödemek için bir teşekkür yetmez bunu fark edersiniz. İşte bu sevgi sizin borcunuz olursa eğer bu kamçı sizi ileriye daha fazlasına koşturmaya yeter. Böyle borçları olmalı insanın onu daha çok ateşlemeli.
       Burada yiğitlik nasıl olmalı dersleri vermiyorum ya da öyle yiğit olduğumu falan da söylemiyorum fakat benim böyle borçlarım var ödemesi zor ve güzel. Özledim dedikleri zaman yanlarında olamadığım için kendimden utandığım insanlar var bütün borcum onlara. Teşekkür ediyorum fakat yeterli değil bunu biliyorum.
       

4 Nisan 2013 Perşembe

Ateşi Gözlerinden Almıştım...( Ne iyi etmişim diyeceğim)







Ateşi gözlerinden almıştım
Hangi dağın volkanıydın
İçime erirken üşürdüm
Şimdi yaktığından arta kalandır yüreğim
Yokluğunun dumanı tüter gözlerimde
Yalnızım
Yüreğimin cesetini taşıyorum
Göğüs tahtamda
Sigara gibi söndürüyorum
Dilimdeki ateşi
Ve en uzak yıldızlar gibi
Susuyorum
Bağ bozumuyum
Kuşlarca kirpiklerime tüner
Yüzümün gurbet yollarına dökülür
Gözyaşlarım
Susarsam
Gece ormanlarınca ürperirim
İçim acır bilmez misin?
Acırsam sürülmüş tarlalarca derinden
İçim acır
Yangın başlar yaralarımda
Eylül senle birlikte yağmurları da götürdü
Küle dönerim
Gözlerin zülfün telinden bir tuzaktı
Kınından çıkmış pusuda bir bıçaktı
Ellerinin suskun soğukluğunda
Bozkır çalıları gibi kararıp kaldım ara yerde
Tutunduğum dağla sustum
Dağ gibi sustum
Artık tamamlanmıştır yalnızlığım

Düşlerimin uçuruma sürüklendiği yerdeyim
Şimdi yanımda olsan
Ellerin gezinseydi alnımın sürgün çizgilerinde
Acılarım böyle koymazdı bana
Sevinç şarkıları terketmezdi
Keder denizinde boğulmazdım
Kalbim; buz dağı
Sen yanımda olsaydın üşümezdim
Yüreğimin gün gören yerinde gül büyüteceğim
Bir gülümsemeyle yüzüme taşıyacağım
İki damlacık kirpiklerime tırmanacak sevinçten
Ne iyi etmişim diyeceğim
Doğacak günü beklemekle
Ne iyi
Gök gözlerinde halaya dursun diye kırlangıçlar
Kederi ve kahrı bir su iştahıyla yenerek
Yeşertsin diye bu yürek
Güneşli bir günde bekleyeceğim gelişini
Güneşli bir günde...




       Öyle demiş şair biz daha güneşli günü bekliyoruz yolun başlarında bir yerlerde olmalıyız ki daha güneşli bir günde de bekleyecek çok şeyimiz var.




26 Mart 2013 Salı

Nöbetçi Eczane



      Nöbetçi eczaneye gecenin bir yarısı gidip zaman var mı diyen yoktur sanırım. Zaman her şeyin ilacı ise neden bunu diyen yok. İlaçları yalnız eczaneden alın diyen birine itiraz etmek değil amacım fakat zamanı nereden bulacağız. Madem bir ilaç kim satar bunu?
      İlaç yoksa derman da yok sevgili reçetesi elinde kuyruk bekleyen dostlarım.
      Zaman akıp gidiyor bir türlü fakat hangi dereden nereye hangi denize dökülür bilen yok. Öyleyse akıtalım zamanı Egeye. 
 

1 Mart 2013 Cuma

DJ Miskin Mix


Melodic Dubstep Mix January 2013



       Sevgili Rusya'da soğuğa aldırış etmeden buzları delerek suya atlayan ve atlatan seyirciler ve pek kıymetli Mart gelince yaza formda girmesi gerektiğini anlayan misafirler. Ödevlerini yapmayanları cezalandırmak için daha fazla ödev vermedim öğretmen olunca. Nasıl olsa yapmayacak kardeşim niye zorluyorsun değil mi. Bu şekilde düşünmemin bana şu şekilde faydası oldu.

       Geçenler mix yapayım dedim ama elimde mixer olsun pikap olsun bir şey yok. İnternet ne güne duruyor teknoloji var kardeşim zaten bu işler teknolojinin bir ürünü değil mi. Neyse program indirip bir şeyler yapabilirim düşüncesi ile araştırmaya kara verdim. Bir kaç program indirtikten sonra kurulum vs. derken bilgisayarım kilitlendi. Bilgisayarımda facebookta video açarsam donar diye korkuyorum fakat programlar için öyle bir endişem yok nedense. 

        Bilgisayarı suçlamaktansa kendimi suçladım daha sonra kaldırdım tabi programları. Kendisi de rahatladı ben de vazgeçmedim biraz daha araştırdım internetten hep aynı programlar olunca vazgeçer gibi oldum. Gibi oldum çünkü vazgeçmedim aramaya devam ettim.
 
       Kendimi DJ olarak gördüğüm zaman uykum geldi. Oyun sitelerinde dj oyunları oynayıp belirli 3 hareketi yaparak sabah etmişim. Bende ki geçici bir hevesmiş onu anladım şimdi ne zaman Dj olmak istesem o sitelere girip oyun oynuyorum. 

        Ödevimi de yapmadım daha fazla versen yine yapmam hocam sıkıntı yok.